21. Yüzyıl Cahiliyyesi: Zulmün Meşrulaştığı Dünya
21. Yüzyıl Cahiliyyesi: Zulmün Meşrulaştığı Dünya
Câhiliye, yalnızca tarihin karanlık bir dönemine ait bir kavram değildir.
Câhiliye; hakikatin bilindiği hâlde örtüldüğü, zulmün apaçık olduğu hâlde gerekçelerle aklandığı her çağda yeniden üretilir.
Bugün 21. yüzyıldayız.
Bilgiye bir tuşla ulaşıyor, dünyayı ekranlardan izliyoruz.
Ama aynı dünyada çocuklar bombalar altında ölüyor, kadınlar savaşın ve sermayenin kölesi haline getiriliyor. Reklam sahnelerinde çikolata karsiliginda kullaniliyorlar.
Demek ki ilerleme, insanı ahlaken büyütmüyorsa sadece vitrindir.
Rojava’da yıkılan bir evle,
Filistin’de enkaza dönen bir hastaneyle,
Sudan’da açlıktan ölen bir çocukla,
Doğu Türkistan’da kimliği silinmeye çalışılan bir insanla
aynı gerçeğe bakıyoruz:
Zulüm, tek bir coğrafyaya ait değildir.
Rojava’dan söz ederken, bu coğrafyadaki acıyı tarihten ve bölgeden kopuk düşünmek de mümkün değildir. Çünkü Kürt halkının yaşadığı zulüm, yalnızca sınırların ötesinde değil; bu topraklarda da uzun yıllar boyunca farklı biçimlerde sürdü. Türkiye’de Kürtler, dilinden kültürüne, kimliğinden hafızasına kadar sistematik bir asimilasyon ve Türkleştirme politikasıyla karşı karşıya kaldı. İnkâr, yasaklar, sürgünler ve kimi zaman açık katliamlarla bastırılan bir kimlikten söz ediyoruz. Bu gerçeklik, bugün Rojava’da yaşananların tarihsel arka planını anlamadan okunamaz. Zulüm coğrafya değiştirir, yöntem değiştirir; ama hedef çoğu zaman aynıdır.
Ne var ki merhamet hâlâ seçilerek dağıtılıyor.
Bugünün en büyük ahlaki kırılması şudur:
İnsanlar zulme karşı çıkarken bile taraf arıyor.
Mazluma acımadan önce kimliğine bakıyor,
bir çocuğun ölümünü “bizden mi, değil mi” diye tartıyor.
Bu, cehalet değildir.
Bu, bilinçli bir ahlaki kaçıştır.
Tarihte Nazi Almanyası milyonlarca insanı sistematik biçimde yok ederken dünya büyük ölçüde sustu.
Bu suskunluk bilgisizlikten değil, konforun bozulmak istenmemesinden besleniyordu.
Soykırım yalnızca kurşunla değil, sessizlikle de işlendi.
Aradan yıllar geçti.
Sahne değişti, isimler değişti.
Ama zihniyet değişmedi.
IŞİD, kadınları köleleştirip çocukları ailelerinden koparırken,
insanlık yine gecikti.
Vahşet herkesin gözü önündeydi;
ama birçokları susmayı, hatta saf tutmayı tercih etti.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken acı bir hakikat var:
Kendini tevhid kavramına nispet eden bazı çevrelerde,
IŞİD’in en güçlü olduğu dönemlerde bu yapı yalnızca korkulan değil,
güce taparcasına yanında saf tutulan bir aktördü.
Silahı varken, alan hâkimiyeti varken, güç ondaysa;
“dava”, “cihad”, “hakikat” söylemleriyle
ona yakın durmakta bir beis görmeyenler vardı.
Bugün ise tablo değişti.
IŞİD güç kaybetti.
Ve aynı çevrelerden şu cümleler yükseliyor:
“Biz hiç öyle değildik.”
“Biz IŞİD’ci olmadık.”
“Bizi yanlış anladılar.”
Oysa hafıza bu kadar kısa değildir.
Sosyal medya kayıtları, paylaşımlar, övgüler, sessizlikler hâlâ ortadadır.
Bugün inkâr edilen şey, dün alenen savunulan bir duruştu.
Bu, bir yanılgı değil; iki yüzlülüktür.
Asıl tehlike de tam burada başlar:
Zulümle yüzleşmek yerine geçmişi silmeye çalışmak.
Yanlışla hesaplaşmak yerine onu inkâr etmek.
Câhiliye insanı putlara tapardı.
Bugünün câhiliyesi ise güce tapıyor.
Güç kimdeyse hak orada sanılıyor.
Masum bir çocuğun ölümü karşısında
“ama” ile başlayan her cümle,
bu çağın yeni putuna sunulmuş bir bahanedir.
İnsanı savunmak;
ırkına, inancına, mezhebine, tarafına göre yapılmaz.
İnsan savunusu seçici olamaz.
Eğer bir acı seni sarsmadan önce
kimin başına geldiğini düşünüyorsan,
orada vicdan değil,
alışkanlığa dönüşmüş bir körlük vardır.
Ve körlük hâline gelen bu hâl,
zulmü sıradanlaştırır,
soykırımı tartışma konusu yapar,
masum ölümü istatistiğe indirger.
Bugün mesele yalnızca savaşlar değildir.
Mesele, çocukların öldüğü bir dünyada
hâlâ taraf tutabilen bir insanlıkla karşı karşıya olmamızdır.
Bu yüzden 21. yüzyıl,
ne kadar parlak görünürse görünsün,
ahla
ki olarak karanlıktır.
Ve bu karanlığın adı:
modern çağın câhiliyesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder